“Başka Türlü Bilgiler, Başka Türlü Dünyalar”

Elif Kendir B.
Görsel: Le Corbusier’nin Chandigarh şantiyesi, Pierre Jeanneret arşivi, 1950 -1965. (CCA Koleksiyonu)

1947’de İngiliz sömürgesi olmaktan kurtulan Hindistan, modern cumhuriyeti simgeleyen yapılarının inşası için Le Corbusier ve Louis Kahn gibi, İngiliz olmayan ama dünya çapında isim yapmış mimarlara görev verir. Yıllarca süren sömürge yönetiminin yarattığı hoşnutsuzluk, yeni yönetimin modernist mimarlığın tarihin kısıtlarından özgürleştirme iddiasını coşkuyla benimsemesine yol açacaktır.

Le Corbusier’nin evrensellik niyetlerinin  yerel bağlamla sınandığı proje inşa sürecinde ise mimar Pierre Jeanneret öne çıkar: yapıların şantiyesinde neredeyse takıntılı bir şekilde çektiği süreç fotoğrafları, modernist idealler yerin koşulları ile bir araya geldiğinde ortaya çıkan  ilginç tezatları belgeler.[1]

Sömürgesizleştirme özellikle sosyal bilimler alanında uzun süredir tartışılmakta olan bir konu. Alanın önde gelen düşünürlerinden Arturo Escobar, başlığını ödünç aldığım yazısında sömürgecilik ve modernite arasındaki sıkı ilişkiyi irdeleyen Latin Amerika eksenli bir araştırma programının başka türlü bilme biçimlerini ve dolayısıyla başka türlü dünyaları odağına aldığını anlatıyor. Mimarlık pratiği arazi ile olan yakın ilişkisi dolayısıyla özellikle inşa süreçlerinde başka türlü bilme pratikleriyle karşılaşıyor. Ancak Avrupa merkezci modernist mimarlık, özellikle erken dönemlerinde yeri ve bağlamı yalnızca geçmişin prangaları olarak gördüğü için bu karşılaşmalar çoğu zaman görmezden geliniyor, ya da ancak ana tartışmaların sınırlarında yer alabiliyor.

Oysa kültürel ve fiziksel peyzajı bilgi oluşumunun en önemli aktörlerinden biri olarak yeniden tanımlamak,[2] yerleşme pratiklerine, yerel ile kurulan duygusal ve akılcı ilişkilere dikkatle, öğrenmeye açık bir gözle bakmak, ve tam da bu noktalardan sömürgesizleştirilmiş bir mimarlık pratiğinin ipuçlarını bulmak mümkün olabilir. Jeanneret’nin Chandigarh kompleksinin inşa sürecinde bölgenin biricik koşullarındaki potansiyeli zanaatkarlarla işbirliği yaparak, üretim sürecinde dikkatli ve öğrenmeye açık bir tavır sergileyerek kısmen yapmış olduğu gibi.

Sömürge kavramı, elbette yalnızca politik iktidarlara dair bir kavram değil – içselleşen zihinsel kalıplar aracılığıyla kendimizi nasıl tanımladığımızdan, diğer insanlarla kurduğumuz ilişkilere, bizden farklı gördüklerimize verdiğimiz tepkilerden, doğaya, çevreye nasıl yaklaştığımıza dek geniş bir ilişkiler ağında tüm davranışlarımızı belirleyebiliyor.

“Küba’daki Ulusal Sanat Okulları, çelişkili bir biçimde hem modern hem de geleneksel olmak üzere tasarlanmış. Eleştirel Bölgeselcilik akımından onlarca yıl önce yapılan bu yapılar, modernizmin yerel ile ilişki ve deneyim zenginliği açısından aksayan bir takım yönlerine alternatif oluşturuyorlar. […]  Sanat okulları kompleksi içerisinde yer alan projelerin çoğunluğu malzeme olarak yerel üretim ve yerel işgücü ile bir araya getirilmiş tuğlaları, yerel inşai sistemleri kullanıyor ve ani sel baskınları ile kasırga şiddetinde rüzgarlar içeren Küba ikliminin içselleştirilmiş bilgisi doğrultusunda araziye yerleşiyor.” [4]

Sömürgesizleştirme tartışmalarında başı çeken Latin Amerika’dan, bu kavramın ortaya atılmasından çok önce gerçekleşmiş olan, ve içerisinde mimarlığa dair pek çok ipucu barındıran bir örnek Küba Ulusal Sanat Okulları. Bu kompleksin içinde yer alan bale okulunun mimarı Vittorio Garatti, okulların Fidel Castro ve Che Guevara’nın ayrıcalıklı Havana Şehir Kulübünü üçüncü dünya için bir kültür ve sanat eğitimi merkezine dönüştürme fikrinden doğduğunu söylüyor. Öncesinde melez ırktan olması dolayısıyla bir önceki devlet başkanının bile giremediği bu prestijli kulübün Küba kültürel rönesansının en önemli mimari göstergelerinden birine dönüşmesi süreci, ülke kapsamında yaygın bir okuryazarlık kampanyası ve başka birçok eğitim merkezinin kurulması ile de bağlantılı.[5]

Sömürgesizleşme pratiklerine ilham verebilecek bir başka örnek ise ayrıcalıklı bir aileden gelmesine ve Londra’da seçkin bir mimarlık eğitimi almasına rağmen, 1950 ve 60’larda Asyalı bir kadın mimar olarak pratik yaparken oldukça zorlanan Minette de Silva. hem Birleşik Krallık ve Avrupa’da modernizm tartışmalarının odağında yer alan, hem de anavatanı, ve yine eski İngiliz sömürgelerinden biri olan Sri Lanka’da yerel zanaatkarlar ve üretim biçimlerini bünyesine alan ve eski sömürge yönetiminde egzotik semboller üzerinden oluşturulmaya çalışılan mimari dile alternatif getiren, iklimi, yerel bilgiyi ve yaşantı biçimlerini öne çıkaran binalar ortaya çıkarıyor.

Türkiye eski bir sömürge olmamasına, hatta eski ve hatırı sayılır bir emperyal geçmişten gelmesine rağmen, günümüzde tamamen ekonomik ve kültürel olarak bir anlamda sömürgeleşmiş, ve tamamen periferiye itilmiş halde. Bu bağlamda, özellikle uzun vadeli çevre politikalarına dair fikir üretmek zorunlu hale geliyor. Mimarlık pratiğinde köklü bir yaklaşım değişiminin çarpık kentleşme veya karbon salınımı konularında anlamlı bir fark yaratması mümkün. Katılımcı süreçleri desteklemek, STK’lar ve tabandan gelen hareketlerle bazen inşa etmek kadar inşa etmeyi reddetmek ve alan savunması ile kimlik ve zihin özerkliğinin en baş müttefiki olabilecek kültürel peyzajları ve ekolojik değerleri savunmak sömürgesizleşme yolunda atılabilecek önemli adımlar.

Türkiye’de mimarlık öyküsünde  sistematik olarak hangi aktörlerin gözardı edildiğini incelemek, kolay görselleştirilebilen, dolayısıyla kolay tüketilen stillere dayalı tarih yazımının ötesine geçerek üretim süreçlerine ve koşullara odaklanmak, bu bağlamda yerel dinamikleri ortaya çıkarmak mimarlığın öyküsünü çok sesli hale getirmeye yarayabilir. Bu şekilde mimarlık eğitimi imge odaklı olmaktan kurtulup sistemsel düşünceyi ve süreç tasarımını odağına alarak yeni ve alternatif düşünme biçimlerinin gelişmesine önayak olma şansını yakalayabilir.

İngiliz basınındaki bir habere göre iklim değişikliği nedeniyle sular altında kalmak üzere olan Pari adası sakinleri çimento şirketi Holcim şirketini iklim değişikliğine yol açtıkları için dava ediyor.[8] Peru’daki bir rehberin iklim değişikliği nedeniyle Alman enerji şirketi RWE’ye açtığı davanın örnek olduğu girişim dünya üzerinde ilklerden biri. Mimarlık literatüründe desteklediği makale dizileri,[9] sürdürülebilirlik ve dekarbonizasyon konusunda dünya lideri olduğunun altını çizen sürdürülebilir inşaat vakfı[10] ile Holcim, yine de hala en fazla karbon salınımına yol açan inşaat malzemelerinden çimentonun dünya çapında lider üreticilerinden.

“İlkellik maddesellikten koparılıp doğa ile duygusal bir bağ kuramama olarak yeniden çerçevelense dünyayı ve dünya mimarlıklarını bugün nasıl okuyor olurduk? Mimarlık tarihi bu soruyu odağına alsa, çok farklı görünürdü.”[11]

Le Corbusier’nin “Yeni Bir Mimarlığa Doğru Beş Nokta” manifestosuna atıfla Mısırlı mimarlık tarihçisi Mohamed Elshahed mimarlığın sömürgesizleştirilmesi için beş nokta öneriyor. Bunlar içinde belki de en önemlisi, ilkelliğin yeniden tanımlanarak değer ve anlam üretiminin merkezin tekelinden kurtarılıp yerel topluluklara geri döndürülmesi. Belki o zaman çoğul öyküler ve çoğul bilgiler bütünü içerisinde başka türlü dünyaların hayalini kurmak mümkün olur.

[1] Sangeeta Bagga, “A Collection of Chandigarh: On Pierre Jeanneret Fonds,” Canadian Center for Architecture, Haziran 2019. <https://www.cca.qc.ca/en/articles/72896/a-collection-of-chandigarh> Erişim tarihi: 17 Şubat 2024.

[2] Çevre kuramcısı Preston, fiziksel çevrenin bilgi kuramı açısından önemini “etkin peyzajlar” başlığı altında irdeliyor:

“…bilme pratiklerinin gerçekleştiği ortamın maddeselliği de ortaya konan iddialara katkıda bulunur. Fiziksel çevre yalnızca içerisinde zihnin manevra yaptığı bir arazi değil, zihnin ürünlerine etki yapan karakterli bir yerdir. […] Bilme iddiaları kültürel aktiviteler, toplumsal değerler, bireysel özellikler, ve fiziksel çevredeki kutsal ve maddesel düzenlemelerin karmaşık etkileşiminden doğar.” Christopher J. Preston, “Active Landscapes,”  Grounding Knowledge: Environmental Philosophy, Epistemology and Place içinde, (Athens, Georgia: University of Georgia Press, 2003), s.88.

[3] Görsel kaynağı: <https://www.documentjournal.com/2012/11/architect-charles-renfro-on-the-controversial-renaissance-of-cubas-national-art-schools/>

[4] Charles Renfro, “Conversations: Architect Charles Renfro on the controversial renaissance of Cuba’s National Art Schools,” Document, Fall/Winter 2012, <https://www.documentjournal.com/2012/11/architect-charles-renfro-on-the-controversial-renaissance-of-cubas-national-art-schools/> Erişim tarihi: 08 Şubat 2024.

[5] A.g.e.

[6] Görsel kaynağı: <https://www.architecturalrecord.com/articles/15041-minnette-de-silva-the-story-of-an-asian-woman-architect>

[7] Görsel kaynağı: Yazarın arşivinden. Mimarlık bilgisinin fazla tartışılmayan modern öncesi aktörleri olarak geleneksel taş ustalarını incelediğim doktora tezimde yerel malzeme bilgisi ve sürdürülebilir yaklaşımların ne kadar iç içe olduğunu gözlemleme şansı bulmuştum. Kısa bir özet için bkz:

Elif Kendir Beraha, “In Situ: Anadolu Taş Ustalarının Günümüzdeki Pratiği Üzerine”, Yapı, 423:(2017), ss. 126-131.

[8]  Isabella Kaminski, “Indonesian islanders sue cement producer for climate damages,” The Guardian, 20 Temmuz 2022, <https://www.theguardian.com/world/2022/jul/20/indonesian-islanders-sue-cement-holcim-climate-damages> Erişim tarihi: 18 Şubat 2024.

[9] <https://www.archdaily.com/tag/archdaily-topic-2023-decarbonize-architecture>

[10] <https://www.holcimfoundation.org/>

[11] Mohamed Elshahed, “Five points toward decolonizing architecture,” The Architect’s Newspaper, 5 Ocak 2023, <https://www.archpaper.com/2023/01/five-points-toward-decolonizing-architecture/> Erişim tarihi: 11 Şubat 2024.

Görsel: Küba Ulusal Sanat Okulu, mimarlar Vittorio Garatti ve Ricardo Porro, 1960’lar.
Görsel: Chandra Amasinghe Evi, mimar Minette de Silva, Colombo, Sri Lanka, 1960.
Görsel: Taş ustası Yusuf Kıdır’ın elleri, Mardin, 2007.